Oksitosin: Güven Üzerine Denemeler

Her şeyin zıttı açıklanmaya mahkûm olduğu insan hayatında güvenden bahsetmek için önce güvensizlikle tanışmamız mı gerekiyor? Freud’un çerçevesine göre insan, en çok arzu duyduklarının içine ancak onların dışına çıkarak girebilir. Erikson’un psikososyal gelişimin ilk evresi olarak açıkladığı “güven vs güvensizlik” döneminde, yeni doğmuş bebek hayatının ilk yılında önce güven arar; ona en yakın olanın bedeninin sıcaklığını hissetmek güvenin ve umudun tohumunu atar. Ağlamalarının yanıtsız kalmaması sayesinde güvende hissedebilir. Önce annemize güvenmek isteriz, bebekliğimiz kendimize ait odamızda, daracık beşiğimizde, annemize dokunamadığımız pusetimizde geçmiş olsa bile. Çocuğun arzusu çocukluktan çıkmak, bağımsızlığı ilan etmektir; yetişkinin arzusuysa  değişim isteğinden kurtulmaktır. Hiçbir şeyin değişmeyeceğini bilmek, köklendirmek ve o kökün içinde güvende hissetmek.
 
Güvende hissetmenin okları çevremizdeki her şeye doğrultulmuş halde. Kendimize güvensek bile şartları değiştiremeyeceğimizi biliyoruz. Başkalarının yargılarına güvenemiyoruz. Partnerlerimize, arkadaşlarımıza, ailemize güvenmek istediğimizde aslında onları toplumdan, kapı komşumuzdan, televizyon dramalarından ödünç aldığımız kalıpların içinde görmeyi arzuluyoruz; beklentilerimiz karşılanmadığı anda güvensiz hissediyoruz. Tahakküm kurma isteğimizin sevimli bir dışa vurumu mu güven? Teslim olmanın kibar tercümesi mi güvende hissetmek? Yoksa ilk insanlardan bu yana köklenmiş, hayatta kalmak kadar gerçek bir ihtiyaç mı? Kapımızın dışında bombalar patladığında evimiz yine güvenli gelecek mi bize? Kapımızdaki güvenlik görevlisi, sokaktaki polis, sınırdaki asker güvende hissetmemizi sağlıyor mu gerçekten yoksa onlarla karşılaştığımızda güvensizliği mi hissediyoruz? Bizi güvende hissettireceğini umduğumuz her şey dışarıdaki güvensizliğin ikizini sunmuyor mu bize? Güvenli sularda yüzmeye bu kadar alıştığımız için mi çevremizdeki her yeni ihtimale mayınlı bölge gözüyle bakıyoruz? Oysa hepimiz dünyanın güvenli bir yer olmadığını çoktan öğrendik. Şimdi güven inşa etme simülasyonlarında bocalamaktayız; kendimizle olan dahil tüm ilişkilerimiz birer güven testi. Ya da tam tersi, elimizde olmayana güveniyoruz, sahip olmadığımızın sahip olduklarımızdan daha iyi olduklarına inanarak geçiriyoruz hayatımızı, sahip olmadığımız yaşamın güzelliğine güveniyoruz, hayallerimizi başka şeylere güvenmek üzerinden kuruyoruz. Tüm bu güven uğraşının kimyasal nedenlere bağlı olduğunu düşünen nörologlar gibi, aşk ve sarılma hormonu denilen, doğumu kolaylaştırıp anne ile bebeği birbirine bağlayan, aşık olduğumuzda hissettiğimizi sandığımız her şeyin tek sebebi Oksitosin hormonu mu gerçekten? Günün birinde sadece sarılarak elde edemeyeceğimiz güvenin eksikliğinden bir hapla mı kurtulacağız? Her şeyin kolayca başka türlü yorumlanabileceği ve her bir yorumun kendi içinde tutarlı olabileceği modernite ötesi dünyamızda güveni Türkçe’nin sınırlarına koyduğumuzda neyle karşılaşıyoruz? Batı dillerinde “güven” sözcüğünün çevirisi olarak sunulan yirmi küsur farklı kelime varken (örneğin İngilizce; confidence, trust, reliance, faith, safety, repose, dependance, reliability, assurance vs.) sözcüklere güvenebilir miyiz? Ya da Gambetta’nın sorduğu gibi “Can we trust trust?” (Güvene güvenebilir miyiz?)
 
Tüm bu sorulara sanatsal çalışmalarıyla cevap arayan 26 sanatçı “Oksitosin
: Güven üzerine denemeler”, sergisinde  bir araya geliyor.  Haydarpaşa Demiryolu sahasında bulunan Mimar Kemalettin’in erken dönem eserlerinden olup, yapım tarihinin 1903 ile 1908 yılları arasında olduğu tahmin edilen ve uzun süredir metruk durumda olan Muhacir Misafirhanesi veya diğer ismiyle Dikimevi binasında sergilenecek eserler beraberinde getirdiği tüm kavramları çerçevesine katarak güveni ve güvensizliği araştırıyor.

Sanatçılar: Arif Akdenizli, Anonym, Burak Apaydın, Burka Bayram, Meriç Canatan, Eser Çoban, Kıymet Daştan, Derya Dinç, Epitel, Mert Gafuroğlu, Beril Ece Güler, Güssol, Deniz Kaprol, Nazlı Khoshkhabar, Can Küçük, Ufuk Barış Mutlu, Ezgi Nalçacı, Bora Olgunsoy, Begüm Tekay, Tarık Töre, Ayça Türkmen, Gülçin Uzun, Merve Özçelik, Vardal Caniş Su, Gizem Ünlü, Oytun Yılmaz

"Oksitosin: Güven Üzerine Denemeler Katalog"

Oxytocin: Experiments on Trust

Do we first need to meet insecurity if we’re going to talk about trust; when in our daily life we’re condemned to explain everything in binaries? According to Freud’s frame of thinking, people can belong in things that they most desire – once they step out of what they are in. In what Erikson calls as the first stage of psychosocial development; “trust vs. mistrust” period, the newborn baby will initially look for trust in their first year of living. To feel the warmth of the body closest to them will plant the seeds of trust and hope. They can feel safe if their crying does not go unanswered. We want to trust our mothers first, even if our babyhood was spent in our own room, in our tiny, narrow crib, or in a stroller where we can’t reach for or touch our mother. The child’s desire is to grow out of childhood, to declare freedom; where the adult’s desire is to be free of the need to change. To feel like nothing is going to change, to feel rooted and to feel safe within its hold.

The arrows of trust and safety are aimed at everything around us. Even if we trust ourselves we know we can’t change our conditions. We can’t trust the judgment of others. When we want to trust our partners, our family and friends, we actually want to see them in molds we borrow from society, our neighbours, TV dramas. When they don’t fit our expectations, we feel unsafe. Is trust a sweeter outpouring of our desire to dominate? Is “feeling safe“ a kinder translation of submission? Or is trust and safety a need as real as survival, rooted in our being since the first humans? When bombs are exploding outside our door, will our home still feel safe? Do the doormen outside our apartments, the police in the streets, the soldiers at our borders really make us feel safe or do we feel unsafe when we come across them?  Doesn’t everything we hope that will make us feel safe present us with the mirrored image an unsafe outside world? We are afraid, even though we have already learnt that the world is not a safe place. Now we falter in trust-building simulations; each relationship, including our relationship with ourselves, is a test of trust. Or just the opposite – we trust what we don’t have, we spend our lives believing what we don’t have is better than what we do have, we trust the beauty of the life we don’t have, we base our dreams on trusting in other. As neurologists claim that all this struggle to be able to trust is chemical; is it really the oxytocin hormone, – called the hormone of love and hugging that makes childbirth easier and binds the baby to the mother – solely responsible for these feelings? Is oxytocin responsible for everything we feel when we think we are in love? One day in the future, are we going to be able to fix our need for trust, which we can’t get from hugging, with a simple drug? In our post-modern world where everything can be analyzed in any way and each analysis will be consistent within itself, what do we come across when we put trust within the borders of the Turkish language? While Western languages have over twenty words that can mean “güven,”—one word for all these words in English: confidence, trust, reliance, faith, safety, repose, dependence, reliability, assurance, etc.; can we then trust words? Or as Gambetta asked: “Can we trust trust?”

26 artists who give responses to all these questions by their art works are coming together in “Oxytocin: Experiments on Trust”. The exhibition takes place in Muhacir Misafirhanesi (Immigrant Guest House), or in another name the Dikimevi building; an early work of Mimar Kemalettin, thought to have built between the years of 1903 and 1908 —sits on the Haydarpaşa railroad grounds and has been derelict for a long time. In their works, the artists will integrate with the building through its abandonment, serving as an unconstrained base for the artwork.

Artists: Arif Akdenizli, Anonym, Burak Apaydın, Burka Bayram, Meriç Canatan, Eser Çoban, Kıymet Daştan, Derya Dinç, Epitel, Mert Gafuroğlu, Beril Ece Güler, Güssol, Deniz Kaprol, Nazlı Khoshkhabar, Can Küçük, Ufuk Barış Mutlu, Ezgi Nalçacı, Bora Olgunsoy, Begüm Tekay, Tarık Töre, Ayça Türkmen, Gülçin Uzun, Merve Özçelik, Vardal Caniş Su, Gizem Ünlü, Oytun Yılmaz

"Oxytocin: Experiments on Trust Catalogue"

Oksitosin: Güven Üzerine Denemeler

 

Muhacir Misafirhanesi, Haydarpaşa

14-15 Ekim 2016

“Oksitosin: Güven Üzerine Denemeler”  ilk defa kamuya açık bir etkinlikte kullanılan, metruk durumda bulunan bir binada, 26 genç sanatçının, temsil ettiği tüm anlamlarıyla "güven"i konu edindikleri bir sergi projesidir. Oksitosin’i, Haydarpaşa tren sahası içerisinde yer alan, Mimar Kemaleddin’in 1900’lerin başındaki erken dönem eseri, Muhacir Misafirhanesi binası konuk eder. Bu misafirliği ve “efemera” durumu vurgulamak adına, binanın iki katına yayılan sergi tek bir gün açık kalır.

Oxytocin: Experiments on Trust


Immigrant Guesthouse, Haydarpaşa
October 14-15, 2016


"Oxytocin: Experiments on Trust" is an exhibition project took place in a derelict building used for a public event for the first time. For the exhibition, 26 young artists produced new artworks on the theme of "güven" (which can be translated as confidence, trust, dependence etc.). Mimar Kemaleddin's (Kemaleddin the Architect) one of the early works in 1900s, the Guesthouse of Immigrants, located in the Haydarpaşa train station area, hosts the exhibition. In order to emphasize this hospitality and the "ephemera", the exhibition spread over two floors of the building remains open just for one day.